Özel Arama

Archive for Yabancı Kitap Özetleri

Diriliş Tolstoy

KİTABIN ADI DİRİLİŞ
KİTABIN YAZARI LEVİ TOLSTOY
YAYIN EVİ ADA YAYINLARI
BASIM YILI KASIM 1996
SAYFA SAYISI 446

KİTABIN KONUSU:
Adalet sistemindeki yanlış uygulamalar ve bu uygulamalara maruz kalan bir kadın ve aynı kaderi paylaşan diğer mahkumların yaşadıkları olayları anlatmakta ve eleştiriler yapmaktadır.
KİTABIN ÖZETİ :
Dimitri Nehludov çok gösterişli ve zevk içinde bir hayat sürdürmekte iken bir mahkemede eskiden birlikte olduğu ama daha sonra terk edip bıraktığı bir kadın olan Katyuşa ile karşılaşır.
Katyuşa kimsesiz bir kadındır. Pek çok iş aramış ancak bulduğu işlerde erkeklerin sarkıntılıklarından dolayı fazla çalışamamıştır. En sonunda bir hastanede çalışırken bir odacı Katyuşa’ya sarkıntılık yapar. Katyuşa odacıyı kendisine yaklaştırmaz. Bu sırada gürültüden dolayı hastanedeki diğer personel odaya gelirler. Katyuşa da bir iftiraya kurban giderek mahkemeye verilir.
Bir vicdan muhasebesine dalar ve bunun sonucunda ne pahasına olursa olsun Katyuşa’yı kurtarmak için yemin eder.
Katyuşa’ya en çok bir kaç ay ceza verileceği düşünülürken mahkemede yapılan hatalar nedeniyle Katyuşa’ya çok ağer bir cez verilmesi karara bağlanır.
Prens Katyuşa’ya karşı sorumluluk duygusunun da etkisiyle evllilik teklif eder. Katyuşa ise aslında aşık olduğu Nehludov’un başına dert açmak istemediği için bu teklifi ısrarla reddeder.
Katyuşa’ya kürek mahkumiyeti verilir.Nehludov’un bütün çabasına rağmen Katyuşa Sibirya’ya sürülmekten kurtulamaz.
Nehludov da elindeki mal varlığının önemli bir bölümünü harcayarak Katyuşa ile Sibirya’ya gitmeye karar verir.
Sibirya yolculuğu mahkumlar için dayanılmaz geçmektedir. Mahkumların başındaki gardiyanlar da mahkumlara çok kötü davranmaktadır.
Nehludov bu kötü muameleleri önlemek için elinden geleni yapsa da bunu başaramamaktadır.
Dimitri Sibirya yolculuğu sırasında haksızlığa uğrayarak hapse düşen veya sürgüne gönderilen pek çok mahkumun olduğunu da fark eder. Bu mahkumlar da Prens’in kendilerine yardımcı olmalarını istemektedir.
Sibirya’daki kürek mahkumiyeti sırasında Katyuşa’nın affedildiği haberi gelir. Katyuşa da başka bir mahkumla evlenerek Dimitri’yi bırakır.
Dimitri bütün bu olan bitenden oldukşa etkilenir. Dünyada adaletin gerçekte olamayacağını düşünmeye başlar. Aradığı mutlak adaleti İncil’debularak yeni düşünceler benimser.

KİTABIN ANA FİKRİ :

Dünyada tam anlamıyla adalet yoktur. Herkesin bir suçu ve günahı olacağı için dünyada kimsenin kimseyi cezalandırmaya hakkı olamaz. Ancak bütün sistemlerde bazı kimseler insanları cezalandırmaya devam etmektedir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Dimitri Nehludov : Başlangıçta zevk ve sefahate düşkün olan fakat daha sonra bu hatalarından dönen, inandığı değerler uğruna pek çok şeyi göze alan bir Rus prensi.
Katyuşa : Kimsesiz, gariban, ama gururlu,genellikle duygularıyla hareket eden bir kadın.
Kitapta Dimitri ve Katyuşa’nın mahkemed karşılaşması,Dimitri’nin vicdan muhasebesine dalarak gösterişli hayatını bırakması,Sibirya’ya sürgün,Dimitri’nin Katyuşa’yı affettirme çabaları etkileyici ve akıcı bir üslupla anlatılmaktadır.
Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.
Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan’a kendilerini tanımasına elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.
Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge bir insan olarak tüm sırlarının sırası ile Morgan’a açıklanmasını sağlamıştır.
Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar oluyor.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Levi Tolstoy 19. yy. Rusya’sında yaşamış bir yazardır. Hayatında hep bir arayış içeirsinde olmuş ve yaşlılığını dindar bir insan olarak geçirmiştir. Genellikle eserlerinde insanlara ahlaki değerlerden bahseden yazarın ‘Dirilş’ eserinde de bu özelliğinin izleri görülmektedir

Yorumlar

Anna Karanina Tolstoy

Anna Karanina, Rus aristokrasisindendir. İyi yetiştirilmiş, ince, kültürlü bir kızdır. Araları açılan kardeşiyle yengesini barıştırmak için bir gün Moskova’ya gider. Yakışıklı bir genç olan Kont Aleski Vronski ile tanışır.

Konstantin Levin, eski bir ailedir. Anna’nın yengesine akraba olan Kitti adlı bir kıza aşıktır. Oysa Kitti’nin Kont Vronski ile seviştiği söylenmektedir.

Kont Vronski Anna’yı çok çekici bulur, hatta onu eve dönerken yalnız bırakmaz. Levin ise Kitti’den olumlu bir yanıt alamamıştır.

Anna ile Kont arasında duygusal bir ilişki başlar. Genel yerlerde görünmekten bile çekinmeyecek denir birbirlerini sevmektedirler. Anna’nın kocası Karen’in, yüksek bir devlet memurudur. Karısının bir başkasını sevmesine karışmaz ama mevkisinin sarsılacağından korkmaktadır. Bu durumu bir gece karısına açık açık söyler. Seryoz’a adlı bir de küçük oğulları vardır. Ama Yüzbaşı Vronski ile ilişkisini sürdürmeyeceğine söz verir.

Bir aşk evliliği yapamayan, bu yüzden kocasını sevmeyen Anna, sevgilisinin bir araba kazasında yaralanmış olduğunu duyunca ilgisiz kalamaz, bu durumda Vronski ile yeniden görüşmeye, buluşmaya başlar.

Levin’e gelince, Ktti’den olumlu yanıt alamayınca evine dönerek kendini işlerine verir, köşkündeki kölelik düzeninde bir takım yenilikler yapar. Bir gün Kitti’ye önerisini yinelemek üzere Moskova’ya gider.

Anna Vronski’den hamile kalır. Vronski sevgilisinden kocasından ayrılmasını ister. Kocası ayrılmaya yanaşmaz. Çocuğu kabulleneceğini, ancak, Vronski ile ilişkisini sürdürürse oğlunu ondan uzaklaştıracağını söyler. Anna tehlikeli bir doğum yapar. Vronski bu yüzden intihara yeltenir. Uzun süren bir hastalıktan ayağa kalkan Anna sevgilisi Vronski ile - yanınca küçük kızını da alanarak - İtalya’ya giderler

Öte yandan Levin ile Kitti sonunda evlenebilmişlerdir. Dönüşlerinde Anna Vronski’nin kçşküne yerleşir. Kocasından ayrılmamıştır. Arada bir gizlice oğlunu görmeye gitmekte, kocasına görünmemeye çalışmaktadır. Vicdan azabı çekmekte olan Anna, Vronski’ye pek rahat vermez. Kendisini de bu tür yaşamdan dolayı yiyip bitirmektedir. Kızını da sevmediğini anlar. Vronski ise bir başka kadına bağlanır. Bu ilgi, Anna’nın dikkatinden kaçmaz. İçinde bulunduğu bunalım daha da derinleşir. Bir gün hiç anlamadan kendisini Vronski ile tanıştıkları tren istasyaonunda bulur. Ahlakça düşkün bir durumda olan ve bunun sıkıntılaru-ını çeken Anna mesafeyi hesaplayarak ne yaptığını bilerek, kendini bir trenin altına atar, yaşamına son verir.

Anna öldükten sonra Aleski Vronski orduya döner ama eski yazbaşı Aleski Vronski değildir. Tam yaşama sevincini yitirmiş, çükmüş, tükenmek üzere bulanan biridir artık.

Levin ise, evlilikten sonra da süren bir takım bunalımlardan kurtulmuş, mutlu olmuştur.

Yorumlar

Hayvan Çiftliği George Orwell

KİTABIN ADI                 : HAYVAN ÇİFTLİĞİ
KİTABIN YAZARI         : GEORGE ORWELL
YAYINEVİ                      : BERİKAN
BASIM YILI                    : EYLÜL 2000

1.    KİTABIN KONUSU  :

Bir çiftlikte yaşayan hayvanların bir gün bir domuz tarafından kışkırtılmasıyla beraber yaşamları pahasına ortaya koydukları özgürlük mücedelesi ve bu hakka sahip olduktan sonra da aralarında ne gibi entriakların döndüğü anlatılmaktadır.

2.    KİTABIN ÖZETİ :

Olaylar İngiltere’de bir çiftlikte cereyan eder. Hayvanlar, çiftlik sahibi zalim Bay Jones’un boyunduruğu altında köle gibi yaşamaktadırlar. Yaşlı domuz Koca Reis, buna karşı çıkmak için bir devrim planlar ve hayvanları gizli bir toplantıya çağırır. Toplantıda tüm hayvanlara artık köle gibi yaşamalarının sonunun gelmesi gerektiğinden ve gördüğü bir rüyadan bahseder. Üç gün sonra da öldürülür. Kendisinden geriye konuşma esnasında söylediği İngiltere Hayvanları adlı şiiri kalmıştır. Fakat konuşması da çoktan diğer hayvanlarda ufuklar açmaya başlamıştır.
Sahipleri Bay Jones’un yem saatlerini unttuğu bir günde önceden planlanmış olmamasına karşın aniden ,syaan patlak verir ve bu devrim umduklarından da kısa bir süre iççerisinde tamamlanır. Çiftliğin sahibi Bay Jones çiftlikten uzaklaaştırılır. Artık en zeki olarak tanımlanan domuzlar diğerlerine önderlik yapmaya başlarlar. İlk iş çiftliğin adını değiştirmektir. İsim kolayca bulunur. Bu sahibi sadecde kendileri olan çifttliğin adı bundan sonra “HAYVAN ÇİFTLİĞİ” dir.
Süreç içerisinde iki domuz öne çıkar: Nopolyon ve Snowball. Napolyon iri yarı, iyi konuşamayan ancak otorite sahibi; Snowball ise etkili konuşan, parlak zekaya sahip biridir. İkisi birlikte koca Reis’in fikirlerinden yola çıkarak “animalizm” adında bir öğreti ortaya koyarlar. Ardından da kamçıları, gemleri, burun halkalarını, zincirleri yok ederler ve aynı gün “yedi Emir”i yazıp ahırın kapısına asarlar. Yedi Emir şöyledir:

Bütün bu kuralar tüm hayvanlar tarafından benimsenmiş ve beklenen devrim gerçekleşmiştir. Ancak zamanla Napoleon ve Snowball birbirini çekememeye başlayıp, ikisi de yeni düzenin tek adamı olmak istememektedir. Snowball çiftlikte elektrik üretimi için bir yeldeğirmeni yapılması gerektiğini söylediğinde Napolyon’un köpekleri tarafından çiftlikten sürülür.Ama buna rağmen yeldeğirmeni çalışmalarına başlanır. Burada Napeleon başta savunmadığı bu düşünceyi sonraları ne yapıp edip kendisinin de bunu savunduğu ancak Snowball’u çiftlikten göndermek için böyle söylediğine inandırır. Devrimin amaçlarından da hızla uzaklaşılmaktadır; başlarda vaadedilen çalışma saatlerinin azalacağı yiyeceklerin artacağı  yönündeki sözler gitmiş aksine çalışma saatleri artmış, verilen yiyecekler azalmıştır. Bu arada domuzlar da hızla şişmanlamaktadırlar. Hatta yatakta yatmakta, içki içmektedirler. Hayvanların eşitliği ilkesine uymauyan bu davranışlar zamanla duvardan değiştirilerek domuzlar tarafından kendilerine uygun hale getirilir. Örneğin domuzların yatakta yatmaları ve  içki içmeleri konusunda  “Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır” ilkesini hatırlayıp hayrete kapılıyorlar. Hep beraber duvarın yanına gidiyorlar, ancak duvarda: “Hiç bir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır” yazısını görüyorlar, hepsi, bu ilkeyi yanlış hatırladıklarını düşünüyor, bu ilkenin sonradan değiştirilmiş olduğunu anlayamıyorlar bile. Tüm hayvanların eşitliği ilkesi Koca Reisle birlikte toprağa gömülmüştür kısacası.
Kış aylarında çiflikte kıtlık başgösteriyor. Buğday azalıyor, patatesler soğuktan donuyor ve yenile-meycek hale geliyor. Açlıktan dolayı ölümler baş-gösteriyor. Büyük domuz, bu haberlerin çiftlik dışında yayılmasını önlemek için önlemler alıyor, çifliğe gelen ziyaretçilere, erzak depolarının dolu olduğunu söylüyor ve onlara, üzerini buğday ve yiyecekle örttürdüğü kum yığınlarını erzak diye gösteriyor…
Büyük domuz, aldığı bir kararla, tavukların yumurtalarının çiftlik dışında satılacağını, tavukların kuluçkaya yatmalarını yasakladığını ilan ediyor, buna karşı çıkan tavukları, yetiştirdiği köpeklere öldürtüyor… Bunun üzerine hayvanlar; “hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir” ilkesini hatırlıyorlar. Hemen bu ilkelerin yazılı bulunduğu duvarın yanına gidiyorlar. Ancak duvarda: “Hiç bir hayvan diğer bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir” yazıldığını görüyorlar, bu ilkeyi de yanlış ezberlemiş olduklarını düşünüyorlar!.
Büyük domuz, çiftlik içerisindeki hayvanlar arasında: “liderimiz” ,”Hayvanlar babası” , “Koyunlar hâmisi” , “Yavru hayvanların dostu” gibi üstün sıfatlarla anılıyor ve her türlü güzellikler ona atfedilmeye başlanıyor; mesala: genellikle tavuklar, “liderimiz sayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım” , havuzdan su içen inekler: “liderimiz sayesinde bu suyun tadı ne kadar güzelmiş” diyorlar…
Birgün çiftliğe dışarıdan saldırılar oluyor… Yabancı hayvanlar çiftliğe giriyor, iki sene gibi uzun bir zaman içerisinde bütün hayvanların büyük gayretleri sonucu yaptıkları ve büyük domuzun adının verildiği Yel Değirmenini yıkıp harap ediyorlar..çiftlikteki bütün hayvanlar yaralanıyor, bazıları ölüyor… Bir müddet sonra bir tüfek sesi duyuluyor. Ağır yaralı bir hayvan yanındaki bir domuza: “Neden tüfek atılıyor” diye soruyor. Domuz: “Zaferimizi kutlamak için”cevabını veriyor. Yaralı hayvan; “Hangi zafer” diye hayret ediyor. Domuz; “Ne demek hangi zafer, düşmanı topraklarımızdan kovmadık mı” diyor. “Ama iki yıl uğraştığımız değirmeni yok ettiler” karşılığını veriyor…Domuz: “Ne önemi var, bir değirmen daha yaparız, istersek daha fazla yaparız, yapmış
olduğumuz muazzam işleri takdir etmiyorsun, şimdi şu bastığın topraklar düşman işgalindeydi, ama liderimiz sayesinde her karışını geri aldık” diyor…Biraz sonra Büyük Domuz, kendisine taktığı
bir kaç madalya ve nişanla çıkıp bütün hayvanları, elde ettikleri zaferden dolayı kutluyor, tebrik ediyor…Hayvanların hepsi büyük zafer kazandıklarına böylece inanmış oluyorlar…
Bir gece çiftlikte bir gürültü oluyor, hayvanlar ahırdan fırlayıp koşuyorlar… çiftlik ilkelerinin yazılı olduğu duvarın dibinde kırılıp parçalanmış bir merdiven görüyorlar, domuzlardan birinin orada sersem sersem dolaştığını, yanında bir fener, bir boya kutusu ve bir de fırça olduğunu farkediyorlar. Hayvanlar duvara baktıklarında, duvardaki ilkelerden birinin daha kendi ezberledikleri gibi olmadığını farkediyorlar!?..
Büyük Domuz, aldığı son kararla; arpaların bundan sonra sadece domuzlara
tahsis edileceğini ve gazdan tasarruf etmek için ahırlardaki fenerlerin kaldırılacağını, hiç bir domuzun çiflikteki işlerle uğraşmayıp, sadece yönetimle ilgileneceğini, domuzlardan başka, hiç
bir hayvanın yönetim işlerine karışamayacağını, domuzların dışındaki bütün hayvanların Ağustos ayında pazar günleri dahi çalışacağını, çalışmayanın yiyeceğinin yarıya ineceğini ilan ediyor.
Hayvanlar, “Bütün hayvanlar eşittir” ilkesini hatırlayıp, “bu nasıl eşitlik” diye kendi kendilerine söylenmeye başlıyorlar. Hemen, ilkelerin yazılı olduğu duvarın yanına gidiyorlar, duvardaki yazıların değiştirilmiş olduğunu, ilk defa, fark ediyorlar, duvardaki bütün yazılar silinmiş, sadece şöyle yazıyor:
“Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.”

3.    KİTABIN ANA FİKRİ :
Aklını kullanmayan hiçbir varlık için özgürlüğün değeri yoktur.

4.    KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :

Bay Jones (insan): Çiftliğin sahibi olan bay Jones hakkında hayvanlar arasında bir insan ve aynı zamanda hayvan çiftliğinin eski sahibi olması nedeniyle de pek sevilmeyen  birisidir. Hayvanlar onun kendilerini sömürdüğünü düşünmektedirler.

Koca Major (domuz): Saygın ve sözü dinlenen bir hayvandır. Romanın başında yaptığı konuşmasıyla hayvanların ayaklanmasını sağlamıştır. İyi niyetli bir kişiliğe sahiptir. Şişman ve yaşlıdır çok az ömrü kaldığını söyler.

Napeleon (domuz): Koca Major Öldükten sonra bayrağı onun elinden almış Snowball’I da saf dışı etmeyi başarmıştır. Hain ve sinsidir. Diğer hayvanları kandırmayı çok iyi başarır. Kendisini düşünür ve her zaman iktidar için her türlü kötülüğü yapmaya hazırdır. Başka varlıkşların zaaflarından yararlanmayı da çok iyi bilir. Günümüzün, kendisi iyiliği için her türlü kötülüğü yapmaya hazır insanını sembolize eder.

Snowball(domuz): Başlarda Napoleon’un sıkı dostu olan bu domuz şsonraşarı Napeleon’un düşüncelerine ters düşer; çünkü onun kişiliğinde olumlu düşünmek ve sadece kendisini değil yanında sorumlu olduğu tüm varlıkları da düşünür. İyi olan bir düşünceyi asla saklamaz ve iyi niyetlidir. Romanda sonraları çiftlikten kovulur ve çiftlikte bundan sonra gelişen her tüürlü kötü olayda Naapeleon tarafından onun bir parmağı olduğu dedikodusu yayılır.

Boxer(araba beygiri): Çalışkan ve itaatkar bir hayvan olup hep çalışmayı seven ve başka hayvanlarında çalışması için kna etme yoluna gideer. Onun için iyiliğinde kötülüğün de kaynağı çalışmaktır. Nitekim iyi niyetlidir ve bu onun sonunun bir kasapta bitmesine neden olur.

Benjamin(Eşek): Asık suratlı ve yaşlı olan bu eşek her şeye olumsuz bir gözle bakar onun için iyi veya kötü diye bir şey yoktur. Her zaman her şey olumsuz ve yararsızdır.

Kitapta bu kahramanların dışında Napeleon’un özzel olarak yetiştirdiği ve sonradan özel güç olarak kullandığı 9 tane köpek bunların yanında Jessie ve Pincer adında iki tane daha bu 9 köpeğin ailesi, sonraları bay Jones ile kaçacak olan Moses –ki bu karga diğer hayvanlar tarafından dedikoducu olduğu için hiç sevilmemektedir- vardır.

5.    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yaptığım araştırmalarda gördüm ki aslında kitap Türk okurlarıyla ilk kez Halide Edip Adıvar’ın çevirisiyle buluşmuş.
Dünya Edebiyatının aykırı ve sert fikirleri ile sarsan İngiliz yazar George Orwell’ın , Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ünlü bir yapıtıdır. Bu roman, dünya edebiyatında ‘yergi’ türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği’nin kişileri hayvanlardır. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir.Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı’dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
Orwell aynı zamanda toplum idealinin masalsı yanına da dikkat çekmiştir. Romanın bütününe yayılan komik unsur, basit bir güldürüyü değil, çok kapsamlı bir hicvi amaçlar.
Halk masallarında, La Fontaine’de, fabllar ve folklorda benzer temalara rastlayabiliriz. Orwell’in hikayesinde yer alan hayvanlar ve çiftlik de benzer bir anlayışın ürünü.
Orwell romanda kişilik tasvirleri de yapıyor, yaşanan her sıkıntıyı kendinden bilen ve daha çok çalışması gerektiğine inanan bir atı, sahibinin taktığı kurdelayı ve onun avucundan yediği şekerleri özleyip komşu çiftliğe kaçan başka bir atı, liderin söylediklerini çiftlik sakinlerine iletmekle görevli güvercinleri, lideri korumakla görevli dokuz adet köpeği, ve işi iyice yüzsüzlüğe vurup, yaptığı düzinelerce çocuğuyla çiftliği mülkü gibi kullanan, komşu çiftliklerin sahipleriyle kumar partileri düzenleyen lider domuz Napoleon’un şahsında baskıcı yöneticilerin gerçek yüzlerini okuyucunun zihnine kazıyor.

6.    KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Kitabın yazarı George Orwell, 1903 yılında İngiltere’de doğmuştu. Zorlukla geçirdiği eğitiminin ardından 1921’de Burma’ya giderek beş yıl Britanya hükümeti adına polislik yapmış, ancak kendi ülkesinin sömürgeci yönetimine tahammül edemeyip Londra’ya geri dönmüştü. Bir ara Paris’te de yaşayan Orwell’in bu yıllardaki hayatı maddi sıkıntılarla doludur. 1933’e kadar yazdığı ilk iki kitabı “Burma Yılları” ve “Paris ve Londra’daki Sefalet Yılları”, bütünüyle yazarın yaşam hikayesini canlandırır.
1933’ten sonra gazeteci olarak İspanya İç Savaşı’na giden ve bir süre sonra Cumhuriyetçi saflara katılıp yaralanan Orwell, bu savaşta edindiği izlenimlerle “Katalonya’ya Selam” anı kitabını yazmış, kitapta yer alan Stalin ve reel sosyalizm eleştirilerini ise -1945’den sonra tamamladığı- “1984” ve “Hayvan Çiftliği” kitaplarında romanlaştırmıştı. II.Dünya savaşında ciğerlerinden hasta olduğu için geri hizmetlerde çalışan Orwell, 1950’de öldüğünde yeterince tanınan bir yazar değildi belki, ama 1984 yılında “1984” adlı kara ütopyasının hatırlanması ile birlikte, kısa zamanda yüzyılın önemli yazarlarından birisi haline geldi.

Yorumlar

Kusursuz Kadınlar Barbara Pye

KİTABIN ADI    : KUSURSUZ KADINLAR
KİTABIN YAZARI    : BARBARA PYE
YAYINEVİ    :İLETİŞİM YAYINEVİ
BASIM YILI    : 1998

1.    KİTABIN KONUSU:
Mildred adında hiç evlennmemiş bir rahip kızının, yaşadığı aşkı anlatmaktadır.

2.    ESERİN ÖZETİ:

Mildred Lathbury 1950’lerin İngiltere’sinde yaşayan “kusursuz kadınlardan” biridir. Kırkına merdiven dayamış, hiç evlenmemiş, alt-orta sınıftan bir rahip kızı ve kendi deyimi ile bir kız kurusudur.
Önce babasını ardındanda annesini kaybetmiş ve yalnız başına bir dairede yaşamaya başlamıştır. Mildred sabahları yaşlılara yardım etme işinde çalışmakta, kalan zamanınıda evinde çeşitli işlerle geçirmektedir. Bir rahip kızı olduğu için o çevreye yatkındır. Kilise çevresinin basit görünüşlü ve sorunsuz yaşayışı onu mutlu etmektedir. Bir gün kaldığı dairenin alt katına yeni komşular taşınır. Bu insanlar hiç de onun eski yaşantısına uyan insanlar değildir ;fakat bu farklı ortam onun hem ilgisini çekmekte hem de tedirgin etmektedir. Yeni taşınan komşulardan önce eve Helena gelir ve Mildred önce onunla tanışır. Helena bir antropolog olup dağınık, düzensiz ve biraz kibirli bir kadındır. Kocası bir deniz subayı olup o sıralar daha İtalyadadır. Helenanın bir de antropolog arkadaşı Everard vardır. Mildrad’ın daha önce en iyi arkadaşları rahip Julian ve kardeşi Winifred dir. Bir çok kimse Helena ile rahibin evleneceğini düşünür. Mildred yeni komşuları taşındıktan sonra bir çok zaman onların dertleri ile ilgilenmek zorunda kalmış ve her sorun çıkışında genellikle çay yaptığı için kendini kötü hissetmiştir. Helena ile kocası pek de iyi anlaşamazlar. Everard ile Helena birlikte ilkel toplulukları araştırırlar. Bu konu hakkında bir de konfresans verirler. Helena dindar bir kadın değildir ve Everard’dan hoşlanmaktadır. Fakat Everard Mildred için aynı duyguları paylaşmaz. Mildred’ın daha önce birlikte kaldığı bir kız arkadaşı vardır Dora. Onun erkek kardeşi William ile her yıl yemeye çıkarlar.
O bir bakanlıkta memur olarak çalışmakta dır. Dora’da onların evlenmesini umar fakat onların arasında böyle bir ilişki yoktur. Helenanın kocası çok yakışıklı dır ve Mildred onu hoş biri olarak görür. Fakat onun İtalyada Wien subayları ile birlekteliği gibi konular aralarında ciddi anlamda bir şey olamayacağının açık delilidir. Fakat Roky (Helenanın kocası) çok yakışıklı, karşısındakini etkilemesini bilen biridir ve Mildred’a da çok iyi davranır. Rahip Jullian’ların kaldıkları evin üst katında boş bir odaları vardır ve orayı kiralamayı düşünürler. Kiracı olarak da dul bir rahip karısını seçerler. Bayan Grey. Artık her şey Mildred için çok farklı dır. Eskiye göre hayatı daha karmaşık ve sorunlu geçer. Bir gün Everard Mildreda gelip kendisine yardımcı olmasını ister. Helena ile konuşmasını ve kendisinin onunla ilgili her hangi bir şey düşünmediğini anlatmasını ister. Mildred bu duruma çok şaşırır ve yardım etmeye çalışacağını söyler. Fakat Mildred’ın çevresinde gelişmeye başlayan bir çok olay hiç evlenmemiş bu tip duyguları pek yaşamamış bir insan için oldukça karmaşıktır. Buna rağmen Mildred gözlem yeteneği ile pek çok şeye anında müdahale edip üstesinden gelebilmektedir. Everard’ın söylediklerini Helenaya açamadan Helena ve Roky kavga etmişlerdir ve Helena evi terkedip gitmiştir. Roky çok üzgündür ve hemen Mildred’a koşar. Bir süre ayrı kalan hatta annesinin yanına giden Helena ile kır evine taşınan Roky’i yazdığı mektuplarla birleştiren yine Mildred olmuştur. Bu arada rahip evine taşınan Bayan Grey ve rahip Jullien evlenmeye karar vermişlerdir. Bir çok kimse bu konuda Mildred’ın üzerine gelip aslında rahiple evlenmesi gerekenin kendisi olduğunu söyler. Fakat Mildred herkese rahiple aralarında böyle bir ilişki olmadığını söyler. Ama Bayan Grey biraz bencil bir insandır ve Mildred ondan pek hoşlanmamıştır. Sonunda düşündüğü gibi olur ve evlenmekten vazgeçerler Bayan Grey evi terkeder. Helena ve Roky barıştıktan sonra kır evinde yaşamaya karar verirler. Bu yüzden de daireyi boşaltırlar.Boşalan daireye iki tane evlenmemiş kır saçlı bayan taşınır. Mildred böyle olacağını tahmin etmiş ve eski hayatına döneceğini düşünmüştür.
Fakat Everard Mildred’ı yemeye davet eder ve ondan çalışmalarına yardımcı olmasını ister. Mildred onların işlerinden bir şey anlamadığını söylesede Everard onun kısa zamanda öğreneceğini söyleyerek yapacaklarını anlatmaya başlar. Mildred Helenanın sözlerini hatırlayarak “dolu dolu bir hayat yaşayacağını” düşünür.

3.     ANAFİKRİ:

Bu hayat bizim hayatımız. Başkala<rını haklarına saygı duyduğumuz sürece dilediğimiz gibi yaşayabiliriz ama hiç kimse kusursuz değildir.

4.    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
MİLDRED: Zeki, dinine bağlı, kırk yaşı civarında bir rahip kızıdır ve kendi deyimiyle kusursuz bir kadındır.
HELENA:  Sorunlu , dindar olmayan bir bayandır. Mildred’ in komşusudur.
ROKY     : Karizmatik ,yakışıklı ,aklıbaşında bir deniz subayıdır.

5.    KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap Barbara PYE’ ın kendi üslubu ile akıcı ve sürükleyici bir şekilde yazılmıştır. Her yaştan insanların okuyabileceği açıklıkta bir dille yazılmıştır.

6.    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
2 Haziran 1902’ de ingiltere’ de doğdu. Oxford Üniversitesi’ nde ingilizce eğitimi gördü.  II. Dünya Savaşı sırasında Londra’ da Afrika Gazetesi’nde başyazar olarak çalıştı.
Kusursuz Kadınlar en önemli romanıdır. Uluslararası alanlarda birçok ödülü vardır. Romanları birçok dile çevrilmiştir ve okunduğu ülkelerde hakettiği ilgiyi görmüştür. İngiltere’ nin  sayılı yazarlarındandır. Barbara PYE 11 Ocak 1980’ de kanser sebebiyle hayata veda etmiştir.

Yorumlar

hosting